Zamanın düz akışında döngüler önemlidir insan için, bir an durup değerlendirme fırsatı sunarlar…
Şanslıysa insan sorar kendince…
Belki der ki:
Yürüdüğüm bu yolda nerdeyim?
Dün ve bugün arasında neler oldu?
Geçmişteki ben ve gelecekteki ben arasında şimdide duran bu ben, ben kimim?…
Her sorunun bir yanıtı vardır.
Bazen yanıtsız kalmış gibi gözükse de, yanıt ya verilmiştir ya da verilecektir.
Dikkat ederse insan yanıt kendini aşikar edecektir.
…
Bugün ben de düşünüyorum, onlarca soru geçiyor aklımdan.
Yağmurun baskınlaştırdığı bahar çiçeklerinin, toprağın, çam ağaçlarının kokuları, biz hep burdaydık diyor, yağmur sadece bizi sana aşikar etti.
…
Aşikar olmaksa tek yönlü olmuyor hayatta. Kendini gösteren kadar bir de gösterileni gören olmalı.
Çocukluğumu hatırlıyorum, annemin sihirli bir eli vardı sanki. Diktiği her çiçek kolayca toprağını benimser, büyür ve gelişirdi. Benim için bir çiçeğin ‘tutmaması’ diye bir şey yoktu, çok sonraları tanıştım ‘tutmayan’ çiçeklerle…
Sihirli el nasıl oluyordu da her dokunduğunu yaşatıyordu? Belki de hikmet elde değildi, ele can veren kalpteydi. Kalpteki sevgi ve eldeki itina birleştiğinde ortaya çıkan her ne ise, yaşam da sanki bize tüm bu karmaşanın içinde birleştirmemiz gerekenleri hatırlatıyor. Ne o, ne de bu… Hikmet her ikisi birleştiğinde ortaya çıkan, ortada olan, orta yolda bulunanda.
…

Öyküde anlatılır ki:
“Bir tüccar Mutluluğun Gizi’ni öğrenmesi için oğlunu insanların en bilgesinin yanına yollamış. Delikanlı bir çölde kırk gün yürüdükten sonra, sonunda bir tepenin üzerinde bulunan güzel bir şatoya varmış. Söz konusu bilge burada yaşıyormuş.
Bir ermişle karşılaşmayı bekleyen bizim kahraman, girdiği salonda hummalı bir manzarayla karşılaşmış: Tüccarlar girip çıkıyor, insanlar bir köşede sohbet ediyor, bir orkestra tatlı ezgiler çalıyormuş; dünyanın dört bir yanından gelmiş lezzetli yiyeceklerle dolu bir masa da varmış. Bilge sırayla bu insanlarla konuşuyormuş ve bizim delikanlı kendi sırasının gelmesi için iki saat beklemek zorunda kalmış.
Delikanlının ziyaret sebebini açıklamasını dikkatle dinlemiş bilge, ama Mutluluğun Gizi’ni açıklayacak zamanı olmadığını söylemiş ona. Gidip sarayda dolaşmasını, kendisini iki saat sonra görmeye gelmesini salık vermiş.
‘Ama, sizden bir ricada bulunacağım,’ diye eklemiş bilge, delikanlının eline bir kaşık verip sonra bu kaşığa iki damla sıvı yağ koymuş. ‘Sarayı dolaşırken bu kaşığı elinizde tutacak ve yağı dökmeyeceksiniz.’
Delikanlı sarayın merdivenlerini inip-çıkmaya başlamış, gözünü kaşıktan ayırmıyormuş. İki saat sonra bilgenin huzuruna çıkmış.
‘Güzel,’ demiş bilge ‘peki, yemek salonumdaki Acem halılarını gördünüz mü? Bahçıvan Başı’nın yaratmak için on yıl çalıştığı bahçeyi gördünüz mü? Kütüphanemdeki güzel parşömenleri fark ettiniz mi?’
Utanan delikanlı hiçbir şey görmediğini itiraf etmek zorunda kalmış. Çünkü bilgenin kendisine verdiği iki damla yağı dökmemeye çabalamış, başka bir şeye dikkat edememiş.
‘Öyleyse git, evimin harikalarını tanı,’ demiş ona bilge. ‘Oturduğu evi tanımadan bir insana güvenemezsin.’
İçi rahatlayan delikanlı kaşığı alıp sarayı gezmeye çıkmış. Bu kez, duvarda asılmış, tavanları süsleyen sanat yapıtlarına dikkat ediyormuş. Bahçeleri, çevredeki dağları, çiçeklerin güzelliğini, bulundukları yerlere yakışan sanat yapıtlarının zarafetini görmüş. Bilgenin yanına dönünce, gördüklerini bütün ayrıntılarıyla anlatmış.
‘Peki sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede?’ diye sormuş bilge.
Kaşığa bakan delikanlı, iki damla yağın dökülmüş olduğunu görmüş.
‘Peki,’ demiş bunun üzerine bilgelerin bilgesi, ‘sana verebileceğim tek bir öğüt var: Mutluluğun Gizi dünyanın bütün harikalarını görmektir, ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan.’…
…
Mutluluğun Gizi’ni yaşama geçirebilmemiz dileğiyle…
03/06/2021, İnsan Bedenin Ötesinde, Saba Melike Belkıs Doğar
