Her çocuk masallarla uyur, gerçeklere uyanır…
Tüm masallar çocuklara, içimizdeki çocuğa, yaşamı anlatır…
Bilsek de bilmesek de, fark etsek de etmesek de, tüm masallar aslında gerçektir…
…
Dün çocukluğuma geri götüren bir masal izledim, evet bugün masalları artık izliyoruz, sinema sektörü bugünün bakış açısı ve yorumuyla tekrar hatırlatıyor bize eski masalları. Hikâye örgüleri süslenerek zenginleştirilmiş, biraz değiştirilmiş olsa da, öz korunarak, hayal gücünü kısıtlayan ama görsel zevki artıran bir şekilde anlatılıyor eski masallar ve bugünün masalları oluyorlar…
Hep eski masallar diyoruz, bugüne ait yeni masallar yok mu?
Elbette var ama, artık onları ateş başında toplanmış bir grup insanın ‘öykücü’nün ağzından çıkacak kelimeleri beklediği gibi dinleyemiyoruz, onları yaşamın içinde duyup dinlemeniz gerekiyor… Bugünün masalları da bir o kadar gerçek.
Belki de bu yüzden kafası biraz karıştı günümüz insanının, belki de bu yüzden gerçekler masal gibi geliyor bize…
…
Çocukluğumun hoş bir masalı… Neden Pamuk Prenses demişler bilemiyorum, aslında Kar Beyaz’dır küçük bebeğin adı, kalbi kar kadar saf ve temiz, kendisi kış günü açan gül kadar sıradışı, dayanıklı ve güzeldir…
Bir de kötü cadı vardır masalda, her gün aynasına bu dünyada kimin ‘en güzel’ olduğunu sorar. Ayna bildiğimiz bir ayna değildir, gerçekleri söyler sahibine… Soru da bildiğimiz güzellik sorusu değildir, soru bir tek kelimede binbir anlamı sorgular; bilmek ister kimdir en adil ve dürüst olan, kimdir bereketli ve uğurlu olan, kimdir müsait ve engelsiz olan, kimdir açık ve pürüzsüz olan, kimdir saf, lekesiz ve zarif olan, kimdir hoş, bütün ve hayırlı olan, kimdir doğru ve hakkaniyetli olan, kimdir açık seçik okunaklı olan, kimdir en ‘güzel’ olan?.. Ayna sırlı bir aynadır, sahibine yalan söylemez, her gün içinde ne varsa dışından yansıtır bakana. İçindeki iyilik bir toz tanesi kadar küçük bile olsa gösterir, gizlenmiş bile olsa derinlerde aynanın sırrından kaçış yoktur.
Masalda anlatıldığı kadarıyla kıskançlık verecek kadar ender olan Kar Beyaz’ın güzelliği, kötü cadının içinde ona sahip olma arzusu uyandırır, kendi sınırlarıyla sınırlayıp kapatmak ister güzelliği. “Sadece ben olmalıyım” der içindeki kötülük, sadece ‘ben’ bu dünyada her şey olan…
Güzel bebek kral ve kraliçenin koruması altındayken hilesiz gerçekleşemez bu arzu… Masal bu ya, her şey birbirinin içinde gizlenmiş, iyilik kötülüğü saklamış, kötülük iyiliğin kurtuluş kapısı olmuştur bu öyküde…
…

Tabii, masalın ‘masal’ olması için bir macera gerekir. Kahramanlarının kaybedip bulması, tehlikelerden geçmesi, öğrenmesi, değişmesi gerekir…
Yaşamın ‘yaşam’ olması gibi…
Kahraman sen olduğunda yaşam senin macerandır, önce kaybolup sonra kendini bulacağın, tehlikelerden geçip güvene ulaşacağın, öğrenip değişeceğin bir macera…
Masalı dinlemek istemezsen eğer, yaşam ‘yaşam’ olmadan kalır, sadece boş kelimeler, bir kitap sayfasındaki cümleler kadar ölü… Yaşam ancak anlatıldığında canlanır, yaşamın anlatılacak bir öykü olması ise senin ne kadar yaşadığınla bağlantılıdır…
…
Kar Beyaz -ben bu ismi tercih ediyorum- anne ve babasını kaybeder, kötü cadı tarafından uzun yıllar bir kuleye hapsedilir, öyle koparılmıştır ki yaşamdan tüm dış dünya onun öldüğüne inanır. Ama saf kalbinin içinde umut ve sevgi hep canlıdır, taş duvarlar arkasında kalbinin sesini ise özgürlüğün sembolü kuşlar duyar sadece. O kuşlar ki kurtuluşun kapısını aralarlar bilgece…
Macera ise bu kapıdan geçince başlar… Artık hapis hayatı sona ermiş, içinde kurtuluş aleviyle dış dünyaya adım atan saf kalp türlü zorluklardan geçecektir…
Dış dünyaya ilk adım, gizemli ormanın içinedir, burada tüm korkular ve endişeler korkunç yok edici yaratıklar olarak gerçeğe dönüşür. İçine giren kolayca kaybolur, fark etmez hepsinin kaynağı kendindedir. İlk ders cesur olmaktır, zihnin yarattığı tüm endişe ve korkuları, duyguların sahipsiz çalkalanmasını akıl ile dizginleyip, saf kalbi cesaret ateşi ile beslemek gerekir…
Yolculuk, yol arkadaşsız olmaz, gizemli ormanda yolu gösterecek bir avcıdır, Kar Beyaz’ın ilk yol arkadaşı. Ona cesur olmayı öğretir. Aslında bilmeden kendi de öğrenmektedir, çünkü tek başına cesaret yetmez bu macerada, kalp kapalı olduğunda tüm yaşam amaçsız bir sürüklenmedir, tıpkı akıntıya kapılmış güçlü bir ağaç gövdesi gibi, dayanıklıdır ancak köklerinden koparılmış, dalları kırılmış ve artık çiçek açması imkânsız bir yolcudur…
Cesaret ateşini yakan kendini keşfetmek için hazırdır. Yolda onu yedi cüceler bekler, her biri farklı bir karakterde, insanın farklı hallerini anlatırlar. İnsan bedenindeki yedi kapı gibi her birinin içinden geçip öğretisini almak gerekir. Yedi cüceler koruyup kollamak isterler Kar Beyaz’ı, saf kalbi, birlikte olduklarında güçlüdürler, bilirler ki tüm kapılardan geçilmeden yaşamda dimdik ayakta durmak zordur…
Kar Beyaz, avcı ve yedi cücelerin hep beraber girdikleri ikinci orman sihirlidir sanki, aklın hayal edebileceği tüm güzellikler canlanmıştır, “Burası, perilerin diyarı” der cüceler, burada her şey mümkündür. Bir tek burada kendinden kendine dokunabilir saf kalp ve kendini aşikâr eder, açılır, gözle görülür, elle tutulur olur, o an’da yaşam ‘yaşam’a dokunur, her dokunuş hayatın kendisi olur…
Ve yaşam der ki, her şey zıddıyla var olacaktır. Güzelliğin zirvesi çirkinliğin başlangıcıdır. Mutlulukla atılan kahkahaların gözyaşlarına dönmesi gibi, kötü cadının kıskanç arzusu kolayca bulur onları bu zirve anında… Şimdi kararlılık gerekmektedir, öyle ya insan gördüğü her engelde yürümekten vazgeçse, ne yol ne yolculuk ne de yolcu kalırdı geriye…
Tüm zıtlıklar dengenin bulunması içindir. Denge ise görecelidir. Yaşam o kadar güçlüdür ki, galip olan olmak ister, doğum kuvvetlidir, yaşamın dünyaya gözlerini açması için büyük bir arzuya ve cesarete ihtiyacı vardır. Başka bir dünyanın varlığından emin, bebek ilk ve en zor yolculuğunu yapar anne rahminden yaşamın kollarına…
Kötü cadı ise bir başka kararlılıktadır, Kar Beyaz’ın saf kalbini ister, sonsuz gençlik ve güzellik için, ardında ise açgözlülük gizlidir, hükmetmek kolaydır hileyle ve kandırarak, en kolayı da sevginin ardına gizlenerek. Sahte sevgiyle sunulan elmanın içindeki zehirdir tüm bu açgözlülük ve bencillik. O zehir ki saf bir kalbi bile öldürebilir kolayca, tek bir ısırık elmadan, yaşamı elinden alır yaşamın, aldatılmanın hüsranıyla…
Son ders ölümdür… Ancak yaşamda tüm kötülüklerden ölen doğabilir iyiliğin dünyasına, son kapıdan geçiş için saf sevgidir anahtar. Ölümün diyarından geri gelmek mümkün değil derler, bu yüzden ölü kalır çoğu kişi tekrar nasıl doğacağını bilemeden… Bazıları aşkın ölümü aşacağını söyler. Aşk bile çaresizdir aslında, gözü öyle kördür ki, içindeki bencilliği ve çıkış kapısını görmesi imkânsızdır… Bir tek saf sevgidir, hiçbir beklentisi olmayan sadece sevginin kendisidir ölümü yenebilen…
Tekrar doğuş, gerçek yaşam ancak saf sevgi ortaya çıktığında başlar…
Kalpten kalbe aktarılan bir tek ‘sevginin yaşamı’dır… Bu yüzdendir kötü cadı asla en ‘güzel’ olamaz, sevgi sınırsız ve sonsuzdur, kısıtlanıp kapatılamaz, sevgi yaşamdır…
Merakla dinleyenler “Peki sevginin yaşamı nedir?” diye sorarlar öykücüye.
Ama bu masal şimdilik burada bitmiştir, Kar Beyaz sevgi dolu bir öpücükle yaşama geri döner… Tüm masallar gibi bu masal da ‘mutlu bir son’a sahiptir…
Öykücünün anlatısı bittiğinde, masal diyarından uyandığında herkes gerçeğe geri döner, eskiden olsa ateşin etrafında toplanmış, şimdi belki televizyon başında bizler, gerçeğe geri döneriz… Masal bitmiştir, bizleri bekleyen gerçek hayattır…
Öyle midir gerçekten?
Belki bu masal gerçekti, belki de senin yaşamın bir masal?…
Şimdi bul bakalım hayatındaki kötü cadıyı, yolculukta seni bekleyen yol arkadaşlarınla ilk adımın dış dünyaya gizemli ormana, yeterince cesur olman gerek bu karanlık labirentten çıkmak için, ödülüyse seni bekleyen perili ormanda, yaşamı gerçekten ilk defa görmen için sana zarifçe sunulan doğada…
Ve belki de senin masalında öykücü, gördüğü zaman nasıl can kulağıyla dinlediğini, anlatır diğer masalı ‘sevginin yaşamı’nı…
14/04/2020, İnsan Bedenin Ötesinde, Saba Melike Belkıs Doğar
