Yanınızda en çok kimin olmasını isterdiniz?…
Sizi yargılamadan seven, dinleyen, anlayan, değiştirmeye çalışmadan kabul eden, sohbet edebileceğiniz, beraber gülüp rahatlayabileceğiniz, içinizi ısıtan, korkularınızı ortadan kaldırıp güven veren…
Kimin olmasını isterdiniz?…
…
Buddha ölümünden sonra tekrar geri geleceğini söyledi, yirmi beş yüzyıl sonra tekrar geri geleceğini… Geri geldiğinde adı Maitreya olacak…
Bugün çoğu kişi onun gerçekten geri geleceğini düşünüyor… Tıpkı İsa’nın geri geleceğini düşünenler gibi…
…
Maitreya kelime anlamı olarak arkadaş demek, dost.
Aslında Buddha kendisinin geri geleceğinden bahsetmiyordu, açtığı yolun yirmi beş yüzyıl sonra ulaşacağı bir zamandan bahsediyordu… Artık mürid mürşit ilişkisinin sona erdiği, öğretmen ve öğrencinin döneminin kapandığı bir zamandan bahsediyordu…
Arkadaş…
Yanımızda olmasını en çok istediğimiz kişi…
İster annemiz ister babamız olsun, ister eşimiz ister çocuğumuz, isterse yollarımızın kesiştiği insanlar olsun, eğer arkadaş olduysak yanımızda olmasını istediğimiz onlardır…
Hatırlarım, ben çocukken kan kardeşler vardı, geçek kan bağıyla bağlanmadığınız ama kalben kardeşiniz olan insanlar. Ahiretlikler vardı, bu dünyada ömür bittiğinde diğer dünyada birlikte olmak istediğiniz insanlar… Hatta arkadaş kelimesi yetmezdi bize, dost derdik onlara, arkadaş ötesi, tüm sırların paylaşılabildiği belki de bize bizden yakın olanlar…
Çıkarsız, beklentisiz, korkmadan, üstünlük taslamadan, kızmadan sadece kalpten kalbe samimiyet ve sevgiyle kurulan bir ilişki… Gönül bağı…
…

Bahçenizdeki tüm çiçeklerin, bitkilerin, ağaçların farklı bir dili vardır. Evinizde yetiştirdiğiniz her bitki farklı bir ihtiyaçtadır. Ustalık ister çiçeklerle konuşmak, hangisinin güneşi ne kadar sevdiğini, hangisinin ne kadar su istediğini bilmek. Hiç biri birbirinin aynı değildir…
İnsan bilir, bilir bilmesine de bitkilerin bile bu kadar farklı olduğunu kabul ettiği bir dünyada herkesin birbirinin aynı olmasını ister, herkesin kendisine benzemesini bekler…
Sevdiğiniz yemeği herkes sevsin, ‘ne güzel’ dediğiniz bir manzaraya herkes hayran olsun, tuttuğunuz takımı herkes desteklesin istersiniz… Bir de diğerleri vardır, sizin gibi düşünmeyen, sizin gibi hissetmeyenler…
Oysa herkesin hamuru farklı. Tıpkı çiçekler gibi… Kimimiz güneşi daha çok sever, kimimiz hafif bir rüzgarda hastalanırız, kimimiz su kıyısından, kimimiz sarp yamaçlardan hoşlanırız, kimimiz mevsimlik çiçekler gibi çok kök salmayız, kimimizse ulu çınarlar gibi asırlık sağlam köklere sahip oluruz… Dünyanın dört bir köşesinde yaşayan milyonlarca insan farklı şeylere meyleder, farklı şeylere ihtiyaç duyar, farklı şeylerden zevk alırlar…
Bana iyi gelen bir şey belki de sana iyi gelmez. O halde neden ısrar ederiz?…
İhtiyacım olan belki de senin bana vermek istediğin değil. Neden anlamak istemeyiz?..
Neden ısrar eder ve anlamayız… Her birimiz farklıyız.
…
Bu yüzden biraraya geldiğimizde bazen birbirimize çekilir bazen de birbirimizden uzaklara itiliriz.
Çekim varsa -ya da günümüzün tabiriyle frekansımız uyuyorsa- o zaman birlikte olmak yaşanan en güzel keyife dönüşür.
Arkadaşla yapılan her şey sevgi, kahkaha ve neşe getirir…
…
Buddha geri geldiğinde adının Maitreya olacağını söyledi…
Bu, artık ‘arkadaş’ın zamanı olacak. Yargılamadan seven, kabul eden, hoş gören, affeden, şefkat ve anlayış gösteren, neşe ve huzur veren, güzellik getiren, yaşamı yaşanır kılan arkadaşın zamanı…
Her şey tutku ve aşkla başlar. Dönüştüğünde ise tüm tutkular ve aşklar sevgi olurlar.
Aşk, ateşi yakan kıvılcım gibidir, görevi ve ömrü kısadır. Yanan ateşin sıcaklığıdır dönüşümü sağlayan, soğuk ve karanlığı değiştiren, sıcak ve aydınlığı getiren…
Ne kıvılcım ne de ateş kalıcı değildir, kıvılcım ateşe, ateş sıcaklığa, aşk sevgiye dönüşür, kalıcı olan sevgidir…
İnsan yaşamındaki her tutku her aşk, ister bir hedefe ister bir kişiye duyulsun, sonunda sevgiye dönüşebiliyorsa kalıcıdır…
Tıpkı arkadaşlık gibi, sadece sevgi üzerine inşa edilen tek ilişki…
…
İnsan için sevdiğini bulmak hem zor hem de kolay.
Gerçek bir arkadaş, gerçek dostluk insanın en saf, en çıplak halini gerektirir… Cennette yaşayan Adem ve Havva gibi, çıplak olup çıplaklığın bir utanç olmadığı halini…
Tüm isimlerden, tüm sıfatlardan soyunmadan ulaşamaz insan en saf haline.
Arkadaş, en çıplak halinde ona utanmamasını, güzelliğini gösteren kişi olur, yargılamadan seven ve kabullenen kişi…
…
Yirmi beş yüzyıl geçti…
Şimdi, geri gelen arkadaş…
İnsan artık arkadaş ile öğrenecek yaşamı, yaşamayı…
O seni dinleyebiliyor, seni anlayabiliyor. Sen de onun arkadaşı olmak için onu dinlemeyi ve anlamayı öğrenebilirsin.
Hepimiz birbirimizi dinlemeyi ve anlamayı öğrenebiliriz…
Farklılık ve çeşitliliğimiz değişmeyecek, ne demişler “bu dünyanın düzeni böyle”.
Ancak, en büyük farkı hep birlikte yaratabiliriz.
Birbirimizin arkadaşı olmak hem zor hem de kolay.
Kalbini açtığında ve kalbimi açtığımda,
kalpten kalbe konuşmaya başladığımızda,
tek bir frekans olduğumuzda,
saf sevgi,
arada hiçbir mesafe kalmadığında,
sen ve ben bir olduğumuzda,
yeni bir dünya var olur,
hepimiz için yaşanacak yeni bir dünya…
08/04/2020, İnsan Bedenin Ötesinde, Saba Melike Belkıs Doğar
