Sahip Olduğun Şeyi Görmüyorsun

Sahip olduğun şeyi görmüyorsun,
Gördüğün şeye ise sahip değilsin…

Ben buradayım, beni gör!”

Bu notu ne zaman yazdığımı hatırlamıyorum, çok eski, belki on yıla yakın olmuştur…

Görebildim mi “ben”i?…

Bilmiyorum…

.

O kadar hızlı koşuyorduk ki, durmak zor…

Araç kullananalar bilir, “güvenli fren mesafesi” denilen bir kavram vardır, aracınızı kullandığınız hıza göre güvenli mesafe değişebilir, tabii aracın potansiyeli ve performansına göre de… Bununla beraber ikinci bir kavram daha devreye girer, “takip mesafesi”. Çevremizde pek kaale alınmasa da takip mesafesi -bizler yakın takibi severiz, nedense dibinde olmak ve ilk fırsatta geçmek, geçmek için taciz etmek bir zevktir- yaşamsal anlamda önemlidir.

Yaşamınız boyunca yakın takip bir sıkıntı yaratmamış olsa da günlerden bir gün hayatî olabileceği an gelebilir, o an takip mesafesi ve güvenli fren mesafesi belki de sizi ve bir diğerini yaşama bağlayacaktır…

Dün seyrettiğim bir filmde go-kart yarışçısı olmak isteyen gence koçu ısrarla aynı şeyleri söylüyordu; diğer araçların ne yaptığına bak, öfkeni kontrol et, sabırlı ol ve fırsatını bulduğunda harekete geç… Yarışın kuralları vardı, organize edenlerin belirlediği kuralların yanı sıra, yarış pisti, kullanılan araçlar, sürücülerin becerileri de bir dizi kural yaratıyordu…

Pistin belirlenmiş güvenli bir yol şeridi var, dışına çıkmak, en ufak bir temas bile aracın kaymasına ve dengesini kaybetmesine neden olabilir. Kendi aracınızda ya da diğer araçlarda beklenmedik arızalar çıkabilir. Sizinle aynı pistte bulunan yarıştığınız diğer bir kişi aklınıza gelmeyen ve öngöremediğiniz bir hareket yapabilir. En önemlisi, pistte sanki bir tek siz varmışsınız gibi kullanamazsınız aracınızı…

Kurallara uymamak bazen tüm çabanızın elden gitmesine bazen de hayatınıza mal olabilir…

Tıpkı yaşam gibi…

Yaşam da kendi kurallarına sahiptir, uygun davranmadığınızda olumsuzluklara, kuralları bilerek buna göre hareket ettiğinizde ise her türlü potansiyele kapılarını açacaktır…

.

Bunca yıl yaşadık, yaşamın kurallarını öğrenmemiş olabilir miyiz?

Evet, olabilir miyiz?…

Uzay keşiflerine bile el atmış insan için, dikkatini vermediğinde, içinde yaşadığı yaşam bir o kadar kapalı ve anlaşılmamış kalabilir.

Okullarda öğretilmeyen ve artık ailelerin de unutmaya başladığı bir ders, “yaşam sanatı”…

.

Evrende tüm var oluş, canlı cansız tüm yaşam, kendi doğal fonksiyonu ve döngüleri ile var olmakta. Doğanın içerisinde doğal olan otomatikman bilinir, hayvanların yeni doğan yavruları kısa sürede ayağa kalkar yürür, bitkiler ne zaman nasıl meyve vereceklerini bir bilene danışmaz, kuşlar göç rotalarını, böcekler ne zaman topraktan çıkıp uyanacaklarını “doğal olarak” bilirler…

İnsan ise tüm bu doğallığın içinde öğrenmeye muhtaçtır. Yürümeyi, konuşmayı, okumayı, yazmayı, düşünmeyi, duygularını ifade etmeyi, birlikte yaşamayı, bireyselliği, keşfetmeyi, geride bırakmayı, ilerlemeyi öğrenir…

Bazen de öğrendiğini zanneder…

Yürümeyi biliriz, oysa sorsanız fizik tedavicilere insanların bedenindeki bazı problemler duruş ve yürüyüş bozukluğundandır. Hatta işin profesyonelleri size yürüyüşünüzden karakterinizi bile anlatabilirler…

Konuşmayı biliriz, oysa çoğu kelimemizi özenle seçmez aklımıza ne gelirse söyleriz, kırdığımız kalplere, incittiğimiz duygulara bakmadan…

Okumayı biliriz, oysa okuduğumuz sadece kelimelerdir, sorsan onlarca kitap okuyan birine “ne anladın, hayatına geçirebildin mi okuduklarını” diye, çoğunlukla bir kulaktan girip diğerinden çıkan kelimeler gibidir kitaplar…

Düşünmeyi biliriz, biliriz de en çok düşündüklerimiz ne kadar para kazanacağımız, nerede tatile gideceğimiz, hangi kıyafeti giyeceğimiz, ya da diğerlerinin neler yaptığıdır…

Duyguları ifade etmeyi biliriz, ama bir türlü söyleyemeyiz o iki kelimeyi; “seni seviyorum”u kendimize bile söyleyemeyiz, sanki dışarı çıkması gerekenler öfke ve korkudur sadece, üzüntü ve sevgi bir şekilde içeride kalır hep…

Birlikte yaşamayı biliriz, yine de komşumuzdan bi haberizdir, bırakın komşuyu, ailemizdeki kişilerin, en yakın arkadaşlarımızın, dost dediklerimizin iç dünyasını, gerçekten ne düşünüp hissettiğini pek de dikkate almayız…

Bireyselliği biliriz, yine de en büyük korkumuzdur kendi başımıza kalmak, içimize bakmak, kendimizle yüzleşmek, aslında biz kendimize samimi değilizdir ki diğerlerine olalım…

Keşfetmeyi biliriz, ama tüm keşifler dışsaldır bizim için, Ay’a gitmek, Dünya’nın bilinmeyen bölgelerine seyahat etmek, kazanç içeren keşifler yapmak isteriz, içsel keşif ise aklımıza bile gelmez nedense…

Geride bırakmayı biliriz, bırakılan ise sadece eski eşyalar, eski arkadaşlar, eski sevgililer, eski işler, eski evlerdir, hiç birimiz “eski ben”i bırakmayız geride…

İlerlemeyi öğreniriz ama ilerisi sanki sadece bir yol tarifidir, halbuki gelişim içermediğinde ilerleme sizi bir sokaktan ötekine taşısa bile aslında kat edilen bir mesafe yoktur…

.

Bizler “yaşam sanatını” öğrenemedik… “Yaşam”ı tanıyamadık…

Okullara gitmek, güzel ofislerde iyi maaşlarla çalışmak, lüks evlerde yaşamak hedef oldu bizim için…

Bizler, asıl hedefin kendimizi bulmak, yaşamı anlamak ve huzurla güzel yaşamak olduğunu unuttuk…

.

Tüm manevi öğretiler, dinler, hatırlatmak için gelir….

Öğreti özünde insanın kendi içine yapacağı bir yolculuktur…

Adı ister din olsun, ister yol, hepsi insanın gelişmesi ve unuttuğu kendini hatırlayarak gerçekten yaşamaya başlaması içindir…

Tohum için otomatik olan program, insan için manuel’dir. Kendi çabası olmadan, kabuğu kırılmaz, çiçeği açmaz…

.

Şimdi durdun…

Biliyorum kolay olmadı, önce bedenin durdu, düşünceler, duygular olanca hızıyla akmaya devam etti. Ama merak etme, bir süre sonra onlar da yavaşlayacak ve duracaklar. Bir süre sonra gökyüzündeki bulutlar gibi seyredeceksin onları, bazısı yağmur dolu, bazısı gölgesiyle serinlik veren, bileceksin ki hepsi gelip geçecek…

Artık, geriye bakma…

Hz. Lut’ın karısı gibi, geriye bakarsan eğer, bu yaşamı kaybetmek demektir, taşlaşmak, yenilenememek, canlılığını yitirmek, değişmeden milyarlarca yıl geçirmek… İnsan için bir an bile olsa geriye bakmak, merakına yenik düşmek, gelecekten emin olamamak “belki orada benim için bir şey vardı, belki kıymetli bir şey bıraktım, belki her şey hâlâ iyi” demek, ya da ne olduğunu görmek, anlamak istemek aslında ölüm demektir.

Yaşam, geride bıraktığına bakmaz, üzülmez, merak etmez… Yaşam ileriyi merak eder, anlam ileridedir, değişim ve gelişimdedir. Geçmişten çıkarılacak bir ders vardır ancak, bu ders bir sonraki dersin temelidir. Nasıl ki, okulda sınıfı geçtikten sonra size artık eski dersleri öğretmez yeni konular sunarlarsa, yaşamda da ileri adım atanın dersi yenilenmiştir…

.

Yarın, yeni bir gün, yarınlar hep yeni bir gün olacaklar…

Dersini ve sınıfını geçtiysen, seni yepyeni bir sezon, yepyeni bir ders programı bekliyor…

Yeni sınıf arkadaşların olabilir, belki okulun bile değişecek, öyle ya hangi okuldan mezunsan bir boy daha büyümüştür şimdi öğretin…

.
Artık, endişe etmene gerek yok, korkma…

Sadece öğrendiklerinle birlikte yürü. Ne de olsa, tüm okullar teorileri öğrettikten sonra pratik yapmasını isterler öğrencilerinin…

Arada bir hata yapsan da önemli değil, hiçbir meslek sahibi ilk gününde ustalaşmadı.

Ustalık zaman ister, ustalık samimiyet, kararlılık ve azim ister…

Zaten kendini yeterince tanıdıysan, benim söylememe gerek yok, sen de biliyorsun ki sonsuz kaynak sadece senin içinde…

22/03/2020, İnsan Bedenin Ötesinde, Saba Melike Belkıs Doğar

Leave a comment