Bahar Müjdecisi

Bahar müjdecisi… Gün ve geceyi eşitleyen…

Bugün ekinoks, kelime aslında geceye vurgu yapıyor, “aequus nox – eşit gece”.

Ekinoks zamanı gece neye eşit olur? Gündüz’e…

Işık, karanlığa…

Ekinoks, uyanıştır…

Bahar tabiatın uyanışını sembolize eder. Ekinoks ise geceyi gündüze eşitleyerek uyanışı haber verir insana…

İnsanın yaşamdaki tüm arayışı denge üzerinedir. Denge yoksa ya o tarafta ya da bu taraftadır insan. Eğer karanlık ağır basmışsa, insan uykudadır, cehalet ve kötülük kolayca ele geçirir yaşamı. Eğer aydınlık hakimse, insan uyanmıştır, bilgi ve iyilik yol göstericisi olur yaşamda.

Şimdi, eşitlendi, bir fırsat sunuyor insana “uyanabilirsin”…

Ah, her ne kadar saatin çalan alarmını kapatmaya meyilli ise de insan, saat uyandırmaya niyetli, tekrar çalacak. En iyisi vaktinde kalıp harekete geçmek, zamanında yola çıkmaktır…

Peki, bilmez mi insan uykuda mı yoksa uyanık mı? Fark etmiyor olabilir mi gördükleri bir rüya mı, yoksa gerçek mi?

Gerçeği ayırt etmek zor mudur insan için?

Rüya ise bu kadar tatlı mıdır bir türlü peşini bırakmayan?

Ya kabus? Kabus nereden gelir? Aynı kaynak değil midir tüm rüyaları gördüren?

Sahi, neredeydi rüyaların kaynağı? Dışarıda birileri var ve her akşam tek tek senaryoları mı yazıyordu tüm rüyalar için?

İnsan hep dışarıda ararken, gücü, sevgiyi, bilgiyi, hayatı ve kendini, unutmuş mudur aslında içeride olduğunu?

Çok uzun süredir içeride hapsedilmiş olan… İnsanın öz varlığı…

Şimdi gece ve gündüz eşit, artık uyanabilirsin… Bil ki, sen uyandığında gündüz hakimi olacak yaşamına…

Yaşamda dengesizlik varsa anlamak o kadar da zor değil, insanın aşamadığı problemler, içinden çıkamadığı sıkıntılar, çözemediği sorunlar, iyileştiremediği hastalıklar yaşamdaki dengesizliği anlatır.

Kökene gitmek gerekir çözmek için, çıkmak için, aşmak için. Köken özdeki kaynağa bağlıdır ve aranan tüm cevaplar oradadır.

İçerisi nasılsa dışarısı öyledir.

Biliyoruz ama bir türlü göremiyoruz. Dışarda ne olduğunu anlamadığımız için içeride ne olduğunu göremiyoruz.

Şimdi dünya temizleniyor diyorlar, hava daha temiz, sular daha temiz. Doğal hayat geri döndü diyorlar, şehirlere inen hayvanlar sanki artık kaçmak için bir neden göremiyorlar.

Sense sürekli ellerini yıkıyorsun, Lady Macbeth gibisin, ellerindeki kan izlerini yok etmeye çalışan. O kan ki, senin kanındır, başkasının değil, bugüne kadar tüm yaptıklarınla katlettiğin kendinden başkası değildi…

İnsan dengeyi kendi kuramazsa, yaşam ona denge için bir ders verir. Dersi çalışmak, soruyu cevaplamak ve yanıta göre değişmek gereklidir. İnsan değişmedikçe problem çözülmeyecek, sonuç da değişmeyecektir.

En büyük değişimse karakter değişimidir insan için.

Yaşadıkça değişmeyen, temizlenmeyen, güzelleşmeyen bir karakter ise tıpkı bir kere giyilip hiç çıkarılmayan elbiseye benzer, kirlenmiş, eskimiş, yırtılmıştır.

Oysa her sabah yeni bir gün uyanır. İnsan eğer uyanmaz ise her yeni günle, üzerinden çıkarmazsa dünün elbiselerini, yaşam bir süre sonra hastalanır.

Doğanın dengesi ise tuhaf. Bazen anlamıyoruz, sadece belgesellerde izlediysek doğayı anlamak da kolay olmuyor. O kadar yabancı…

Dalda öten güzel kuşu yiyen yılan, su kenarında serinleyen ceylanı avlayan aslan. Çoğu insan için kır gezisindeki romantik doğanın yanında vahşi bir doğa var, birbirini öldüren hayvanlar, güçsüzün tutunamadığı bir sistem… Vahşi doğa… Burada bile doğayı bölmüştür insan, bir tarafı vahşi bir tarafı ehlidir…

Gerçekten öyle midir? Yoksa sadece insanın algısında mıdır bölünen?

Peki, ya senin yaşamın? Onu da böldün mü doğa gibi? İş hayatın ev hayatın, dostların düşmanların, senin takımın diğer takım, sevdiklerin sevmediklerin, yediklerin yemediklerin, istediklerin istemediklerin…

Bir kere bölündüyse artık bütün değildir. Bir kere böldüysen kendini artık bütün değilsindir.

Bir kere böldüysek, artık diğerini kabullenmiyorsundur…

Hastalık doğanın dengesi içinde bir göreve sahiptir. İnsana problemin nerede olduğunu neyi değiştirmesi, neyi iyileştirmesi gerektiğini gösterir. Lakin, rüyalar gibi yorumlamak gerekir hastalıkları, yoksa yine bölerek tedavi etmeye çalışır insan. “Ah, kolumda problem geri kalan bedenim iyi” der, ya da midesindedir sorun, yoksa her şey çok güzeldir…

Tıpkı bölünmüş doğası, bölünmüş yaşamı gibi bedeni de bölünmüştür insanın. Yanıt ise bütünselliktedir, kabul etmektedir. Bölüm sadece yansımadır ve ipucunu verir…

Hastalık, virüs korkutuyor insanı, kaçıp saklanmak tek çözüm gibi… İnsan kendinden kaçabilir mi?

“Yaşamın kıyısındaki organizma” diye adlandırıyorlar virüsleri. Onlar ne yaşıyor ne de yaşamıyor. Yaşamsal evrimin tarihinde virüslerin kaynağı bulunamıyor. Bu evrimleşmede virüsler genetik çeşitliliği artıran gen transferinde rol alan bir araç. Bu nedenle “kopyalanıcı” da denmiş. Ne yüklerseniz onu yayıyor. İnsanlar virüsleri hastalıklar ile keşfettiği için kötücül yanlarını gösteren bir isim vermişler “virüs” zehir demek. Girdiği yeri zehirleyen. Ancak bugün tıp biliminde virüslerin pan-zehir olarak da kullanılacağı çalışmalar yapılıyor. Yüklediğiniz tedavi edici bilgiler girdiği bedene bu sefer hastalık değil de yaşam verecek…

Virüslerin canlı olup olmadığı sorusu, beraberinde başka bir soruyu getiriyor; hayat nedir? Virüsler enerji üretmedikleri ve üreyemedikleri için canlı değildir derken, bir kısmı da sınıflandırmaların, doğayı dış bir aklın bulduğu çizgilerle ayırmanın, Dünya’yı enlem ve boylamlarla işaretlemeye benzediğini söylüyor… Çünkü, aslında her şey bir bütün. Canlı ve cansız içiçe.

Bildiğimiz tipte bir hayata sahip olmasa da virüsler bir araç ve fonksiyonları var. “Tıpkı dedikodu gibi yayılıyorlar” diye düşündüm. Onlara verdiğimiz hastalık görevi ile -şimdilik- zarar vericiler, yaydığımız yanlış bilgiler gibi. İnsan onlara yeni bir görev vermeyi başardığında ise belki de çözümü getirecekler.

Bugün, gün ve gece eşit. Tıpkı, beynin sol ve sağ yarısı gibi, tıpkı akıl ve kalp gibi… Eşit olduğunda denge vardır.

Bugün, insana eşitliğin ve dengenin güzelliğini sunuyor. Doğada “taç utangaçlığı” diye adlandırılan bir fenomendeki gibi, birlikte ve bir dengede var olabilirsin diyor.

Uyandığın uykudaki rüyanı dış bir senaryo yazarı tasarlamadı. Senaryo senin kendi içinde, bilincinde yazıldı.

Artık, ne yapman gerektiğini biliyorsun, rüyan sana anlattı.

Dışta yaptığın temizliği içte de yapman gerekiyor. Nasıl ki ellerini yıkamayı öğrendin artık, yıkadığın eller kendi kanınla yaşamını katlederken kirlettiğin ellerindi.

Şimdi, bugün, yaşam içindeki tüm olumsuz duyguları, korkuları, endişeyi, vesveseleri ve zanları temiz suyla yıkamanı bekliyor.

İnan, içini ve dışını temizlediğinde, yeni elbiseni giydiğinde uyandığın yaşam bambaşka olacak…

Şimdiden, yeni yaşamına hoş geldin…

21/03/2020, İnsan Bedenin Ötesinde, Saba Melike Belkıs Doğar

Leave a comment