Yaşam

sphere

Yolun ortasında duruyorum, burası son mu yoksa başlangıç mı?…

Karanlıkta kalırsa insan, zihin hemen “dur” der, “sakın kıpırdama, görmeden ilerleyemezsin”. Sonra insan bekler, belki gözleri karanlığa alışır biraz, biraz alışsa zaten el yordamıyla bulunamaz mı çıkış yolu? Sağa sola çarpar bedenini, kendini acıtır, acıttıkça öfkelenir. Sonra zaman geçer ve ümidi azalır, ama azalsa bile yok olmaz, belki de şimdi biri gelecek ve ışık getirecektir…

İnsan ne kadar bekleyebilir?…

Sonra içine döner, karanlıkta –yapacak daha iyi bir şey yoktur zaten-. Kendi kendiyle konuşur, soran kimdir yanıt veren kim, bilemez, ikisi de kendisi olsa gerek, “ben” diye düşünür. Aklında tek bir şey vardır, ışık gelinceye kadar oyalanmak, kendini oyalamak ve sakin kalmak. Oysa içi hiç de sakin değildir.

Zihin ise tuhaftır, kendi kendine kalınca türlü hikayeler çıkarır ortaya. Unutulmuş anılar, gelecek planları… Zihnin ellerine bıraktığında, insan için beklemek bir kabus da olabilir bir heves de…

Zihin tuhaftır, kendi kendine kalınca, yalnızlığı kadar gevezeleşir, belki de yanıttan çok soru üretir…

Karanlıkta kaldığım gün beklerken başladım kendi kendimle konuşmaya. İçimde bir özlem vardı. Işığı arzuladım. Ve geri dönmeyi. Döneceğim yer başlangıç mıydı yoksa son mu bilemedim.

Kelimeler çoğaldı, sorular çoğaldı. Hiç mi yanıt yoktu? Belki de sorular yanıttı ve yanıt zannettiklerimiz sadece birer öyküydü.

Karanlıkta onlarca öykü döküldü zihnimden. Güldüm. Kendime “öykücü” dedim, “seni dinleyen başka biri yok burada!”.

Sonra, kelimeler özledi ve okunmak istedi, kavuşmak ve bilinmek arzusuyla bu kez onlar beklemeye başladı…

Işığı.

Görmesem bile biliyorum” dedim “gelecek orada, o gelecek ki hem başlangıç hem de son, hem var oluş hem de yok oluş.

“Ve biliyorum ki, ‘yaşam’ gördüğümün ötesinde.”

yaşam gördüğünün ötesinde

Leave a comment