Su gibi…

Yolun kenarında küçük havuzcuk, yağmur suyunun yaşam kabı.

Hiçbir dış etken yokken, kendi dinginliğinde…

Oysa yanından geçse birisi hemen titreştirir adımları, minik bir dal düşse hemen dalgalandırır ya da en ufacık toz tanesi, gözle görülmez dev bir çalkantı yaratır.

Hava biraz soğusa katılaşır, biraz ısınsa buharlaşır…

Yolun kenarında küçük havuzcuk -bize göre sıradan bir su birikintisi- ona sorsanız yaşamın ta kendisi.

Doğru değil mi ki?

Su birikintisi naif, duyarlı bedeninde –yaşam ne sunarsa– tıpkı bir ayna gibi yansıtır.

Aslında bir baksan kendine, sen de pek farklı değilsin yoldaki su birikintisinden;

En ufak uyarımda hemen dalgalanan, bazen ufak ufak kıyıya vuran bazense yakıp yıkan.

Belki de sorman gerek yoldaki su birikintisine, ne de olsa ikiniz de aynı yolun yolcusu:

Nasıl bulunur bilir mi ki, suyun dinginliği?

Belki de sormak gerek, dalgalanmadan su bilebilir mi kendini?

Su için dalgalar kendini bilmek demek, yine de yaşam, dalgalandıktan sonra nasıl durulacağını bilmek demek.

Peki, insan bilir mi, şimdi hangi dalganın yolculuğunda?

Belki de görmek için kendini seyreylemek gerek, tıpkı su birikintisi gibi, diğerlerinin aksini kendinde görmek gerek.

Yaşam kendini sana bir dalgalı bir dingin sunar.

Suda yansıyan sadece kendinsin, ister dalgalan istersen durul, içine yansıyan dış etken bir tek sensin.

Leave a comment